26 Ağustos 2014 Salı

A/MAT

Koşular varlığında özgür değiliz diyor Dr. Franklin. Ama koşullara karşı alacağımız tavır konusunda özgürüz.
İnsan hiç yeterince cesur olamıyor. Tüm evrimini korku üzerine tamamlamlayarak  varlığını sürdürüyor olduğu için belki de. İç sesini duymak istediği gibi okuyor. Aynaya bakıyor, ne kadar da güzel, kendine hayran, O’na hayran. Sonra aldatıldığını fark ediyor. Hem de kendi tarafından. O saatten sonra başına gelecek en güzel şey fark etmek oluveriyor. Aksi haldesi mümkün olsa , yani biri çıksa ve duyabileceğin kadar net bir sesle anlatmaya kalksa seni; yani ayna olsa ,geçek ayna, hadi gel dese, önce egonu gömelim tüm gece şafağa devam ederiz savaşmaya dese, geriye “sen” kaldığında sevişelim dese ve egomuzu gömsek, ama sahiden, usulüne göre gömsek…
Benimle hiç konuşmuyordu, ne izlediklerim, ne dinlediklerim ne de okuduklarım hatta Oğuz Atay bile hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Yani hayatı intikam alır gibi yaşıyor oluşumuzu.
Epey sevdiğimi sandığım bir kadın nefret dolu iç çekişlerime karşılık şöyle sordu geçen gün.
                -Biter mi? Ödeşir miyiz?
                -Sanmam. Tüm duymadıklarım senin sessizliğindi. Artık asla yalnız kalamayacağım.
                -Peki, nasıl alacaksın intikamını?
İç sesime karışan bas bariton bir fısıltı yolunu hiç kaybetmeden serbest bir çığlığa dönüşerek,
                -Unutmayacağım diyorum. Yeter mi?
Fiziksel acıdan bağımsız bir bilinç mümkün. Ölüm içgüdüsüyle ve gelecek kaygısıyla çatışan. Gerçeğe yakın bir bilinç. Ben ona inanıyorum. İnancım kaynağını yolsuzluktan alıyor. Neredeyse her şey mümkün ulaşmayı planladığım o sakin noktada. Her şey beynimde bir yerde tekrar hayat buluyor. Mucizem bu. Unutmuyorum… Ama hatırlamıyorum da. Kurguluyorum… Tekrar ve tekrar. En az herkes gibi. Sıfıra varana kadar çoğalıyorum. Sevdiğimi sandığım kişiye diz çökerek “-alacağım intikamını” derken aklımdan neydi geçen bilmiyorum. Şimdiyse varoluşçuların gölgesi olmaktan kaynaklı optimist boşluğun “absürt” lüğünü üzerimden atamıyorum. 
Hayallerim için girişmekten korktuğum savaş yoruyor beni, yaşadıklarım değil. Doktorum haklı, herkes mutlu olsun diye yaşıyorum kendimi bir köşeye bırakıp. Sözüm ona “kültür” ün azgın azı dişinin oralardayım.
Birazdan başınıza gelecekleri bir düşünün zamandan kendinizi arındırıp. Diyelim ki sevdiğiniz biri var. Sevdiğini söyleseniz hemen akşama bebeğiniz olsun isteyecek. Sussanız zaten ölmüş olacak. Birbirine karışmış hayatları kıskanıyorum. Ölü insanları kıskanıyorum. Ne karışabiliyorum ne de ölebiliyorum.

Benim tavsiyem başkalarının sözlerini kullanmadan yeniden yaşamak. Bize ait olanı hiç tereddüt etmeden geri almak. Bence o zaman dinlediğimiz sessizlikle kişisel tarihimiz üzerindeki şüpheyi ortadan kaldıra biliriz. Başı öne eğip, elleri cebe atıp gitmek mesela; tüm özgürlüğün yükünü omuzlarında taşıyıp. Hayır deyip kabullenmek mesela onu asla bulamayacağını. Başkalarının hikayesine uyanmayı bırakmak mesela. Onu bitirmek. Henüz tamamlanmadan çürümemek için bitirmek. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder