Ve tek çığlıkla başlar tek saniyelik, sek kelimelerden ibaret, tek soruluk sevişme
Ebediyete bulanmış,kan çanağı mabetlerin bunamış köşelerinde.
Asla duymaz adını
Durmaz akıntı, ne sinesinden ne sualinden ne de kayıplara karışmış her karışı kedere zimmetli sokak kaldırımlarından.
artık ses olmayacak... fısıltı kaybolacak...
Haberde alamayacaksın ezeliyetine gömüpte bağrında taşıdığın vicdanın ayak izinden.
Artık bulamayacaksın, hıçkırığınla bastırdığın o bin yıllık ibadete şayan "ahh" sesini...
ne duruşu...
ne saldırışı...
ne de nakşını "us"una kazıdığın tekil şahıs insanlarını.
ve tek tetikle, tek kurşuna denk gelecek tehtidin, ummadığını sandığın, içten içe viranelerinde besleyipte ilk virajda kustuğun kinine hemhal hayallerin.
ne tek nutukla.. ya da intihar notuyla.
buna yaşam derlerdi oysa...ve bir yudum daha...
son kadehle devirip tüm "an"ları, tüm "cam"ları geri kalan "can"ları,
ıslatıp ıslığınla bir ucundan vajinasını dünyanın, ninni söyleyecektik ya "Fa" nın gölgesinde...
Ra'nın dizi dibinde...
vakit geceyi mor sokakatan geçirdiğinde sevecektik sırasıyla, önce martıları sonra çocukları...
peki ya şimdi...
artık hengi ibadet paklayacak bizi.
kaç afarozla,kaç rekatlık teraneyle harcayıp zamanı,hangi asırda ibadetnameyi imzalayacaktık.
söylesene... biz hangi artık dinin tanrılrıydık.
tek bir melek mi,ya da "tekbir" küfrüne şayan şimşekler mi yakacaktı organlarımızı ,arzdan kanalizasyon çukurlarında.
kim bilir hangi sıçanın bağrında...
düşünemiyorum....
bizi bile öldürebilecek rutüşlar varmış zamana karşı
düşünmek istemiyorum
tek bir istifra ile suyumuzu,bir yudumluk şarapla kadehinden imanımızı geveleyip tükürecek yalanlar yaşatıyormuşuz, toprağın insafına karşı.
şimdi söyle üstadım...
artık kaç gökyüzü inebilecek kırmızı küveyzlerin omzundan aşşağı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder