Ve
o anda gölgeler ve masal perileri kayıp gidiyordu bacak aralarımdan.
Asla ama asla sorulmadan, sualsiz
bir yolculuğun boğazını keserken ben...
Sen!
Günahlarını silmeye çalışırcasına
açmış ellerini ufka bakıyordun.
Düşmek üzereyken yanaklarından
anlamsız, ama kurulmuş; o ayıp düş...
Sanki hiç günah işlememişsin gibi
üzerine çektiğin o ince tül sıyrılıyordu deprem gibi kırılgan parmak
aralarından.
Ve o anda artık acı vermeye
başladı usanmadan yutkunmaya çalıştığım toz mavisi sözler
Sinüslerime dolan plazma kanatmasına
rağmen gözlerimi
Takatimi gözbebeklerime çakıp flu
siluetini izlemeye çalışırken ben...
Sen!
Birkez daha savunmasız, geceye
yatıyordun. Bilerek kabuslarında neler göreceğini.
Düşmek üzereyken, zarıma
geçirdiğin dişlerin
anlamsız ama yine de kurgulanmış
bir oyun gibi işliyordu heyecan veren tüm hislerime doğru.
Sanki dünyaya meydan okurmuş gibi
hücrelerinde attığın çığlıkla beraber
azıyordu kolun iki ters bir düz
örülmüş parmak aralarından.
Yine de birbirimiz sever gibi
pençelerimiz dokunuyordu vücudumuza.
Dilim hala dilinde...
Net olarak seçemediğim
hayallerimden birinde,
tam olarak seçemediğim bir
şöminenin dibinde ,
Biz ve tüm bedenlerimiz...
Biz ve bedelimiz...
"Zaman alır bedenlerin
üzerinde dolaşan fısıltıların kendini defni" dedi kadın öleceğini bildiği
bir fısıltıya hayat verip.
Nefrete bulanmış sevgimizin
bıraktığı parmak izlerini fark ettiğimiz şu kısıtlı zaman tünelinde
korkudan gölgeme sığınırken ben…
Sen!
Mağaralarından yankılanan
düşüncelerinle dişler gibi etimi
Vücuduma saldığın o ufak fısıltı
buluyor sahibini...
“Saysana geri, kaç nefesle daha
ödeyeceksin üzerine zimmetli cesedinin bedelini”
Ve o anda çakmak üzeri olan
birkaç şimşek ve uzun süredir odamdan çıkmayan iblis yumdu güzlerini utançtan.
Asla ama asla açıklama fırsatı
bile verilmeden gideceğimiz yere uzanan yolu görür gibi
Tövbe etmeyi redderken ben…
Sen!
Babasını henüz bilmeyen çocuklarını; bir bir avlumda sakladığım ağaçlara asıyordun.
Babasını henüz bilmeyen çocuklarını; bir bir avlumda sakladığım ağaçlara asıyordun.
Düşmek üzereyken yanaklarından
anlamsız, ama kurulmuş; o ayıp düş.
Sanki hiç günah işlememişsin gibi
üzerine çektiğin ince bedenim sıyrılıyordu deprem gibi kırılgan parmak
aralarından
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder