27 Ocak 2010 Çarşamba

parmak arası

Ve o anda gölgeler ve masal perileri kayıp gidiyordu bacak aralarımdan.
Asla ama asla sorulmadan, sualsiz bir yolculuğun boğazını keserken ben...
Sen!
Günahlarını silmeye çalışırcasına açmış ellerini ufka bakıyordun.
Düşmek üzereyken yanaklarından anlamsız, ama kurulmuş; o ayıp düş...
Sanki hiç günah işlememişsin gibi üzerine çektiğin o ince tül sıyrılıyordu deprem gibi kırılgan parmak aralarından.

Ve o anda artık acı vermeye başladı usanmadan yutkunmaya çalıştığım toz mavisi sözler
Sinüslerime dolan plazma kanatmasına rağmen gözlerimi
Takatimi gözbebeklerime çakıp flu siluetini izlemeye çalışırken ben...
Sen!
Birkez daha savunmasız, geceye yatıyordun. Bilerek kabuslarında neler göreceğini.
Düşmek üzereyken, zarıma geçirdiğin dişlerin
anlamsız ama yine de kurgulanmış bir oyun gibi işliyordu heyecan veren tüm hislerime doğru.
Sanki dünyaya meydan okurmuş gibi hücrelerinde attığın çığlıkla beraber
azıyordu kolun iki ters bir düz örülmüş parmak aralarından.

Yine de birbirimiz sever gibi pençelerimiz dokunuyordu vücudumuza.
Dilim hala dilinde...
Net olarak seçemediğim hayallerimden birinde,
tam olarak seçemediğim bir şöminenin dibinde ,
Biz ve tüm bedenlerimiz...
Biz ve  bedelimiz...

"Zaman alır bedenlerin üzerinde dolaşan fısıltıların kendini defni" dedi kadın öleceğini bildiği bir fısıltıya hayat verip.
Nefrete bulanmış sevgimizin bıraktığı parmak izlerini fark ettiğimiz şu kısıtlı zaman tünelinde
korkudan gölgeme sığınırken ben
Sen!
Mağaralarından yankılanan düşüncelerinle dişler gibi etimi
Vücuduma saldığın o ufak fısıltı buluyor sahibini...
“Saysana geri, kaç nefesle daha ödeyeceksin üzerine zimmetli cesedinin bedelini”


Ve o anda çakmak üzeri olan birkaç şimşek ve uzun süredir odamdan çıkmayan iblis yumdu güzlerini utançtan.
Asla ama asla açıklama fırsatı bile verilmeden gideceğimiz yere uzanan yolu görür gibi
Tövbe etmeyi redderken ben

Sen!
Babasını henüz bilmeyen çocuklarını; bir bir avlumda sakladığım ağaçlara asıyordun.
Düşmek üzereyken yanaklarından anlamsız, ama kurulmuş; o ayıp düş.
Sanki hiç günah işlememişsin gibi üzerine çektiğin ince bedenim sıyrılıyordu deprem gibi kırılgan parmak aralarından


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder